24/12/2007
LAPE
Saturday, Ağustos 25, 2007 -Kategori: Atolye
Bu gün La Paix’nin önünden geçerken seni anımsadım, durdum, baktım. Enine, kalın çizgileri olan tişört giymiş bir adam içeri giriyordu, uzun, parlak güzel kumral saçlı , açık fıstık yeşili bir tişört ve iki ton koyu pantolon giymiş incecik bir kadınsa dışarı çıktı. Hastanenin duvarının yanından, otobüs durağının arkasından insanların arasına karıştı gitti. Oraya ilk defa 11 yaşında gitmiştim. Ferit Amca’yı görmeye. Firdes Hala götürmüştü beni. Ferit Amca’dan aile içinde hiç bahsedilmezdi. Bir kez teyzemin anneme: ”Ferit Amca üzerine yürüdüğünde nasıl dut ağacının tepesine kadar tırmanmıştın, hatırlıyor musun? “ dediğini duymuştum. Ferit Amca bu olaydan sonra kendi isteği ile La Paix’ ye yatacak ve ölene kadar 39 yıl orada kalacaktı. Çok merak ediyordum Ferit Amca’yı. Bir gün Ferit Amcaya gideceğini söyleyen Firdes Hala’ya beni de götürmesini söyledim. Hemen kabul etti. Kapıları açılıp kapanırken tıss tıss diye ses çıkartan iri Skoda Marka Belediye otobüsüne bindik önce, Galatasaray Lisesi’nin önünde indik otobüsten. Lisenin karşısında, Martino adındaki mağazaya girdik. Firdes Hala oradan açık mavi bir pijama, bordo, kolları, yakası ve ceplerinin kenarları ipekten bordo-sarı kordonlarla çevrili, belinde kalın ipek püsküllü kordondan bir kuşağı olan robdöşambır, kahverengi , arkası kapalı, kösele tabanlı bir çift terlik, krem rengi saf yün fanila, külot ve dört çift ipek çorap aldı. Çıplak başlı, kolsuz V yaka bir süveter içerisine beyaz kolalı, manşetlerinde gümüş kol düğmeleri takılı bir gömlek giymiş olan satıcı alışık ve hızlı hareketlerle eşyaları paketlerken Firdes Hala avucunda sıkı sıkıya tuttuğu ve hiçbir zaman elinden bırakmadığı, yumuşak deriden para çantasından gri mavi bir 500 Lira çıkarttı. Daha önce yüz lira görmüştüm ama beş yüz lirayı ilk defa görüyordum. O elinin sıkılığı ile ün yapmış Firdes Hala bu kadar parayı hem de hiç pazarlık yapmadan ve gözünü bile kırpmadan nasıl vermişti aklım almamıştı. Sonra satıcıya arkasını dönüp para çantasını koynundan içerilerde bir yere dikkatlice yerleştirerek bir eline kocaman paketi almıştı. Alışveriş dışında hiç bırakmadığı elimi diğer eline aldıktan sonra dükkândan çıkmış ve kocaman, Dodge Marka, etekleri kırmızı, üst tarafı beyaz, tamponları pırıl pırıl nikelajlı bir taksiye binmiştik. La Paix’nin büyük siyah döküm kapısından girerken kapının karşısındaki cilalı ahşap bankoda oturan uzun boylu, iri yapılı adam ayağa kalkarak Firdes Hala’yı saygı ile selamlamıştı. Uzun koridorlardan geçmiş, demir kapısı aralık bir odadan içeri girmiştik. Oda oldukça küçüktü. Duvarın dibinde demirden bir karyola vardı. Yatağın baş ucundaki metal komodin dışında odada başka bir eşya yoktu. Kirli sarı boyalı duvardaki nişin içi ise renk renk ciltli kitaplarla tepeleme dolu idi. Ferit Amca Yatağın başucunda dikilmiş, lâcivert uzun eteğinin üstünde beyaz bir örtü ile başını örtmüş kısa boylu ve oldukça şişman bir rahibe ile Fransızca bir şeyler konuşuyordu. Yumuşak ama güçlü tınılar çıkartan bir sesi vardı. Tavırları çok sakindi. Odadan içeri girmemize hiç aldırış etmedi. Rahibe ise bize bir göz attıktan sonra sohbetine devam etti. Biz ses çıkartmadan küçük odanın girişinde bekliyorduk. Uzun boylu, güçlü yapılı bir adamdı. Beyaz gür saçları, berrak mavi gözleri , yakışıklı yüzü ile dedeme çok benziyordu. Annemden bana bulaşan korkudan eser kalmamıştı. Ondan hoşlanmıştım. Konuşmaları bittikten sonra rahibe bize döndü ve kırmızı yüzünün her milimetresini kırıştıran geniş bir gülümseme ile ve belirgin bir aksanla:
“-Merhaba“ dedi. Firdes Hala ; “-Merhaba ma sœur” diye cevapladı kadını. Rahibe gülümsemesini bozmadan odadan çıkarak sessiz adımlarla uzaklaştı. Ferit Amca yatağın kenarına oturdu, etkileyici, sakin tavrı ile ”- Hoş geldiniz, sizleri oturtacak bir sandalye bulamadığım için çok üzgünüm, lütfen yatağa oturunuz” dedi. Firdes Hala yapay bir neşe ile Ferit Amca’yı öptü;”-Nasılsın ağabeyciğim, bak sana Nazan’ın oğlunu getirdim, Fransızca öğreniyor” dedi. Ferit Amca hiçbir duygu belirtisi göstermeden “- Yaa öyle mi, çok memnun oldum, nasılsınız beyefendi? “ deyip elimi sıktı. Değişik bir hali vardı, bu dünyada değildi de sanki başka bir gezegenden telekonferans yöntemi ile iletişim kuruyordu. Sonra bana Fince bir şarkı öğretti. Bir ormancı şarkısı. Berlin’de teknik üniversiteyi bitirip makine mühendisi olduktan sonra Finlandiya’ya gitmiş, orada orman mühendisi olmuştu. Finli bir kıza aşık olmuş, beraber Türkiye’ye gelmişler, babası evlenmelerine izin vermeyince kız ülkesine dönmüştü. Ferit amca ise bir daha içinden hiç çıkmayacağı gezegenine yerleşmişti. Bana ağaçların yaşlarının nasıl anlaşılacağını, Finlandiya Ormanlarını, İsveç’i, Norveç’i, Fiyortları ve büyüleyici beyaz kutup gecelerini anlattı. Saatlerce orada kaldık. Firdes Hala hiç söze karışmadan ağabeyinin eşyalarını yerleştiriyor, kirlilerini bir torbaya dolduruyor, eski yazı ile tuttuğu notlarını topluyordu. Sonra gitme zamanı geldi. Ondan ayrılmak istemiyordum ama itiraz etmeden ayağa kalktım.
Ferit Amca bir süreliğine -terkettiği demeyeyim ama- sınırlarına kadar geldiği gezegeninin içlerine doğru çekildi. Elimi sıktı ve “-Güle güle beyefendi, ziyaretinizle beni çok mütehassis ettiniz, yine beklerim” dedi. Konuşmamızın başında eline alıp saatlerce gayet sakin bir tavırla ve sırrını sadece kendisinin bildiği bir sırayla katladığı, kat yerlerini tırnağı ile pekiştirdikten sonra tekrar katladığı bej rengi, kalın ipeksi bir görünüşü olan içi filigranlı parşömen kağıdını iki ucundan tutup çekerek elime verdi. Elimde harikulâde bir kuş duruyordu. Karnına bastırdığımda kanatlarını oynatan bir kuş.
İyice çöken karanlıkta hastanenin yüksek duvarlarının dibinden hızlı adımlarla caminin önündeki taksi durağına doğru ilerlerken Firdes Hala mırıltıyla : “- Yıllardan beri bu kadar uzun konuşmamıştı “ dedi, yüzüne baktım, ağlıyordu.
Bu gün La Paix’nin önünden geçerken seni anımsadım, durdum baktım. Enine kalın çizgileri olan tişört giymiş bir adam içeri giriyordu, nerede ise beline kadar uzun, kumral, parlak güzel saçlı, açık fıstık yeşili bir tişört ve iki ton koyu pantolon giymiş incecik bir kadınsa dışarı çıktı. Hastanenin duvarının yanından, otobüs durağının arkasından insanların arasına karıştı gitti.
*Öykünün esin kaynağı olan birdeliningunlugu'nu sevgiyle selamlıyorum, bu yazı aslında oradaki "Lape" adlı yazıya yorum olarak tasarlanmıştır.
ZEYL:
- Elizabeth Lesko: Fotoğrafı var imzalı, derin aşkını belirten. Çok güzel bir kadın. Evlenmelerine izin çıkmamış .
- Ferit Amca kimi zaman bahçede boylu boyunca yüzükoyun yere yatardı. Karınca yuvalarının başında saatlerce onları gözlemlerdi.
- Nöbet geleceğini hissettiği zamanlar annesine anne sen ortadan kaybol der ve sürekli babasına saldırırdı.
- Doktorlar libidinal enerjisini boşaltmasını tavsiye ettiklerinden babası iki tane fahişe kiralayıp Mecidiyeköy’deki bahçeli köşke getirmişti. İçeride bir süre onlarla sohbet ettikten sonra Ferit Amca;”-Lütfen hanımefendilerin paralarını verip gönderin” demiş ve kırgın bir tavırla ; “-Bana bunları mı lâyık gördünüz ?“demişti.
- Dört yaşında İzmir’de ilkokula başlamıştı ve tüm yaşamı boyunca okuduğu okullarda sınıf birincisi olmuştu.
- Bir süre babasının görevi nedeni ile Suudi Arabistan’da yaşamışlardı. On yaşında idi savaşın dehşet verici koşullarında Suudi Arabistan’ı terkedip Şama gitmeleri mecburiyeti doğduğunda. Babası Şam’da idi, annesi ve iki kardeşi bir de sokakta terk edilmiş buldukları ve Fatma adını koydukları zenci bebekle dağılan İmparatorluğun doğudaki önemli merkezlerinden birisi olan Şam’a, babalarının yanına gitmek zorundaydılar. Annesini ikna etmiş ve eşya denklerini tren istasyonuna taşımak için deve tutmak yerine çok daha ucuz olan eşekle nakliye sorununu çözmeye girişmişti. Ama trene yetişememişti. Annesi ve kardeşleri Şam’a gitmişler, bir sonraki trenle gitmişti Şam’a ve 3 altın zarara uğramışlardı 1 altın tasarruf etmek yerine
- 12 yaşındaydı İstanbul’a gelmişti aile. Limanda bir gemiye miço olarak yazıldığı gibi kapağı Hamburg Limanı’na atmıştı. Ticaret Mektebini bitirip orada öğretmenliğe başlamış bir yandan da teknik üniversiteye devam edip mühendis olmuştu. Bir kadına aşık olmuş ve evlenip ülkesine yerleşmek istemişti. Ortadan kaybolup giden ve hiç haber alınamayan evlatlarını karşılarında görünce anne babası ne yapacaklarını şaşırmışları. Yine de çok sert bir Osmanlı Subayı olan babası evlenmesine müsaade etmemişti.